ROOFTOP PRİNCE

22 Eyl

rooftop prince poster

Bu baharın Kore dizisi Rooftop Prince oldu. Oturmuş senaryosu ve sevdiğim oyuncularıyla izlerken eğlendiğim çıtır bir diziydi. Yoochun’cuğum romantik komedide oynasın ben yine onunla ilgili yazacağım demiştim zaten blogda, işte şu an o sözümü tutuyorum.

 

Konu

300 yıl önce veliaht prenses ölü olarak bulunur. Prens bu ölümün ardındaki sırrı, topladığı üç yetenekli adamla araştırmaya çalışır. Ancak birden kendilerini 300 yıl sonrası yani günümüzde bulurlar. Başlarda uyum sağlamakta zorlansalar da sonradan bu durumun prensesin ölümünün ardındaki sırrı açıklamakla bağlantılı olduğunu anlarlar. Ve sonra olaylar olaylar.

yoochun twitter oyuncular

(Yoochun’un twitter’da paylaştığı bir resim, Park-ha, prens Lee Gak ve tayfasını görüyoruz)

Sevdiğim Bölümler

  • En başlarda, geçmişten gelip de günümüze adapte olma çabalarına herkes gibi ben de bayıldım. Cep telefonunda ekran büyüyor diye televizyonda da ekran küçülür sanmalar, çatı katına ilk geldikleri gün evi saniyeler içinde harabeye çevirmeleri ve akabindeki şabalak suratları, ilk arabaya binişleri, o gün aç kalışları, klozetteki suyun aslında nereden geldiğini öğrenişleri, ilk dişlerini fırçalayışları, otobüse binerken ayakkabıları kapıda bırakışları! Ne bileyim bir sürü komik şey vardı.

biz ortalığı karıştırdık da azıcık

  • Prensin tayfası tam bombaydı. Üçlüyle ilgili en sevdiğim şeylerden biri de eşofmanlarıydı (final bölümünde de onları görünce çok sevindim).

Rooftop-Prince üçlüsü

(Sırasıyla Chi-san, Yong-sul, Man-bo)

  • İçlerinden en çok Chi-san’ı sevdim yavrum benim ya, ne şeker şeydi o öyle. Parlak giysi merakı, geçmişte gisaeng oluşu mesela…

en iyi gisaeng Chisan

  • Ayrıca Yong-sul diğer favori karakterimdi. O ciddi görünümünün altındaki gerizekalılığı çok eğlenceliydi. Her defasında saçma saçma potlar kırışı. Hatta Man-bo’nun çizdiği kadın resmine salyasının akması…
  • Tabii ki dizide en sevidiğim karakter Yoo-chun’un oynadığı veliaht prens karakteriydi. Yani “Çoha” 🙂 Ya da biz diyelim Tae-young. Ciddi ciddi durup alttan alttan yaptığı şebekliklerle tam da Yoo-chun’u görmek istediğim karakter buydu işte.
  • Çoha’nın sevimli hayvan kıyafetler altındaki dansı süperdi.
  • Yirim yirim. (Uzun saç mı, kısa saç mı?)

yirim yirim

  • Veliaht prens küçükken “Evleneceğim kadın güzel olacak ki, oan her gün bakmak isteyeyim dimi ama” şeklinde tam bir kıro erkek sözü etmişti. Veliaht prenses bu açıdan müstehaktı ona.
  • Prens ve tayfasının saç muhabbeti. Hadi son bir fotoğraf çekinelim geyiği.

ağlama chisanım

  • Bir de dizinin en güzel yanı, olay bolluğu olduğu için hiçbir olay fazla sünmedi. Misal Park-ha Amerika biletini alınca ertesi gün adam gibi prensle konuştu, ne ayaksın sen şeklinde.
  • Pek çok Kore dizisi klasiği bu dizide de vardı elbette. Jjimjilbanga gitmek, birlikte bisiklet sürmek, beraber lunaparka gitmeler, yarışmalarda beraber yarışıp kazanınca birlikte sevinip iyice kaynaşmalar, çılgın karaoke. Şimdi haklarını da yemeyeyim, bu diziyle öğrendiğim yeni bir romantizm boyutu da var, büyük bir leğende beraber çamaşıra girişmek….
  • Omurice! Biz de izlerken pek sevdik. Krep yapıp içine Özbek pilavını koy, üstüne ketçap dök alsana Omurice, heheh.
  • Park-ha şanssız mıydı yani? Sen al yanına yakışıklı adamları, sonra çok şanssız ol. Hadi canım. (Zaten Park-ha karakterinin biraz desteksiz sıradan bir karakter olduğu gerçeği de zaman zaman canımı sıktı. Ama ne yaparsın ki sevimli kız işte)

buldu yakışıklıları

  • Yong Tae-mu uğursuz adamın teki olsa da Se-na’yı her şeye rağmen sevişi çok hoş değil miydi? Bence öyleydi.

taemu ile sena

  • Dizinin başındaki o karşılıklı şiirsel konuşmaya da bayıldım, hani prensin Bu-yong’la beraber tamamladıkları: “Çiçek mi daha güzel ben mi? O zaman git bu gece çiçekle uyu!”
  • Bu-young’un işlemeli mendilleri ve o her yerlerden çıkan sarı kelebek. Sevdim onu da.
  • Veee en komiği: Asansör sahnesi:
Aaaa küçük oda buldum, hadi üstümüzü değiştirelim…

 

Final bölümü dırdırım

  • Son bölümde, dizinin başından beri “Aman olmasın” dediğim şey oldu, dizinin sonunda beraber olan çift için diyorum bunu. Bir kere ne Pak-ha Bu-young ile aynı kişi, ne de prensimiz Lee Gak Tae-young’un aynısı. Tamam kişilik olarak aynılar. Tamam  görünüşleri de neredeyse tamamen aynı, ama yaşanmışlık denen bir şey var kardeşim. Yani Pak-ha ve Çoha o kadar şey yaşadılar dimi. Misal Bu-young geçmişe uçsaydı şu kolye sayesinde. Öhöm öhöm, işte buna tipik romantik seyircinin sevenleri kavuşturma arzusu diyoruz 🙂
  • Sonracıma şu reenkarnasyon saçmalığı da gül gül öldürdü beni. Bir kere reenkarne  olacaksan sen, anan, baban, kardeşin ve hatta sevgilin toptan reenkarne oluyorsun. Öyle kendi başına yeniden doğmalar falan olmaaaz!
  • Aslında en görmek istediğim kişilerden biri de Yong Tae-mu’nun 300 yıl önceki haliydi. Ki o konuda baya tatmin oldum. Bir de Tae-mu’nun önceki haliyle prenses arasında gönül bağı olacak mı diye de merak ediyordum, iyi ki öyle bir saçmalık olmadı.
  • Sırası gelmişken, ben bizim üçlünün günümüzdeki hallerini de görmek istiyordum,ama bu haksızlık. (Reenkarnasyona laf ederken işin cılkını çıkaran meraklı seyirci tavrı)
  • Yeşilçam’dan kesitler yine gözlerimi doldurdu. Yok vurulmuş ama tam kalbinin üstündeki kolye/metal aksesuar/saat her neyse onu kurtarmış geyiklerini senelerdir Türk filmlerinden biliyoruz zaten biz 🙂
  • Tamam şimdi genel olarak bakınca final bölümü başarılıydı, 19 bölüm boyunca evirip çevirip etrafında döndükleri tüm konular özet geçildi gibi oldu, herkes aydınlandı falan. Bilmecelerin cevapları verildi (Ki ben daha afili bi cevap bulmuştum ama neyse heheh). Olaylar aydınlatıldı (Dizi başında  beri diyordum gerçi, Allah aşkına bi yüzünü çevirip bakın şu veliaht prensese diye). Neticede en azından üstünde geyik döndürebilecekleri makul bir senaryoları vardı. Yeri geldi merak ettik. Yeri geldi şu mors olsa da içimin yağları erise diye ertesi bölümü bekledik. Sonra morardıklarında rahatladık. Çiftler kavuşunca sevindik. Sonra evliliğin birinci saniyesinde ayrılıp ünlülerimizin bile rekorlarını kırınca üzüldük.
  • Neticede değişik duygular tattırdı, kendini bir şekilde izlettirdi. Evet, başlarda olayları anlatana kadar adamı fıtık ettiler, eee konuya ne zaman girecekler diye sıkıldık biraz ama değdi mi değdi Allah için. (Pak-ha’nın annesi konusunun girişi ne saçmaydı mesela, halbuki sonra konu onun üzerinden güzel ilerledi) Dediğim gibi bu dizinin bence en büyük kusuru bir türlü konuya girememeleri olabilir, yoksa çok hoş diziydi.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: