kızımla koreyi sevme nedenlerimiz

22 Eyl

©      Korece

 

Korece duyduğum en harika dil. Biri ağzında biri boğazında konuşuyorlar, ki hep söylerim bayılıyorum. O bağıra çağıra konuşmaları, meşhur “Ayguuu” ları. Bir de eşlik eden jestler mimiklerle tadından yenmez bir hal alıyor konuşma.

©      Yarımada

 

Kore de aynı bizim gibi bir yarımada. Üç yanı denizlerle çevrili kara parçası 🙂 Farkları onların suları okyanus. Bence harika manzarası oluyor.

©      Jimjilbang- nam-ı diğer evsi saunalar

Koçbaşı tarzı havlu stillerinden zaten bahsetmiştim, bayılıyorum. Ter atmak isteyenlere bu saunalar birebir imiş. Sadece gündüzleri değil geceleri de açık olan bu ortamlarda bir nevi yaşamınızı idame ettirebilirsiniz. Keza ihtiyacınız olan her şey mevcut. Yemekse en alası burada. Yatmaksa zaten Koreliler bizim gibi kuş tüyü yataklar, pufuduk işlemeli yorganlar beklemiyorlar, kafanın altına at bir tahta olsun bitsin. (Tahta derken dikdörtgen prizma şeklindeki sert yastıklarıkastediyorum) Yanınızda biri varsa sohbetin belini kırarsınız, aman sabahlar olmasın! Hatta dev ekran televizyonlar ve internet dahi var bu mekanlarda. Evden atılanlar, takip edilenler, canı sıkılanlar vs kısaca herkesin favorisi. Üstelik jimjilbangların fiks kıyafetleri var herkese verdikleri. Saunada biraz ter attıktan sonra alıyorsunuz tişörtünüz ve şortunuzu, geçiyorsunuz salon kısmına, sanki bir anaokulundaymışçasına atıveriyorsunuz kendinizi yere. İsterseniz yuvarlanın, kimse size karışmaz. E onların da yaptığı şey çünkü. Fiyatları gündüz 10 lira, gece ortalama 15 lira. (Bizim evin adresini vereceğim az sonra, zor tutuyorum kendimi). Üstelik Kore’de su çok bol olduğu için ücretsiz, hararetiniz dinene kadar için bol bol. Masajlar da çok uygunmuş. (Cidden gidecekmişim gibi araştırdım) Buradaki gibi kazıklanmayacağınız kesin. Giden herkesin en zor alıştığı şeyse çıplak Korelilerle saunanın içinde dip dibe durmakmış.

©      Hanbok- geleneksel Kore giysisi

“Kore dizisi izliyorum” cümlesine bir arkadaşım “Allah bilir sen kimono da giyiyorsundur” gibi bir tepki vermişti. İç çekerek bezmiş bir ifadeyle “Hanbok o, hanbok” demiş gözlerimi devirerek işime dönmüştüm. Yok anam anlatamayacağız bu insanlara Kore, Çin, Japonya’nın, farklı ülkeler olduklarını.

Bir giysi bu kadar mı sade, bu kadar mı sevimli olur. İlk bakışta ne bu deyip geçtiğim şu giysiler şimdi bana o kadar alımlı gözüküyorlar ki şaşıp kalıyorum. Bayanlar soğuk kış günlerinde bitarafınız donacağına içlerine uzun donlarını giyebilirler, hahahh. Eskiden günlük kıyafetmiş ama artık sadece özel günlerde giyiliyor. Mesela evlilikte bir hanboklu fotoğrafları oluyor. Pek şeker. (Yandaki hanbok haddinden fazla süslü, ama Lee Young-ae’ye yakışır..)

©      Sade evleri

Evlerinde neredeyse hiç eşya yok ve buna bayılıyorum. Çok zengin olanların dışında klasik Kore evine sahip olanlardan bahsediyorum tabii ki. Odalar büyükçe bir kutu kadar ancak. Tüm kapılar sürgülü. Zaten pencere ve kapılarının otantik bir havası var. Bel boyunuzu ancak aşan bir gardırop, üstünde yemek yenen yer sofrası gibi bir masa, bir kaç minder.. Gelir seviyesine göre bir yatak (ne gerek var, yere atıverirler kendilerini) ve komodin eklenebilir. Çok fazla mobilyaları olmadığı için tüm ıvır zıvırlar yerlerdedir. Halı falan hak getire zaten, belki bir kilim atılır, gerçi ihtiyaçları da yok. Çünkü ısıtma sistemleri çok farklı, evleri hep zeminden ısıtmalı. Artık teknoloji ilerledikçe o basit evde 1 televizyon ve 1 bilgisayar da demirbaşlar arasında yerini almış.

©      Selamlama

Bunun düzgün olmasına çok önem veriyorlar. Büyüklerini ve önemli kişileri selamlama tarzı, 3 kere eğilip saygılarını gösterişleri… Erkekler aynı secde gibi eğiliyorlar, ama kızlar bağdaş kurup, ellerini önde kavuşturarak başlarını ellerinin üzerine koyuyorlar. Çok hoşuma gidiyor, evde bunu yapınca herkes gülmekten yerlere yatıyor. (Tabi ben pat diye kendimi yere attığım için) Aslında bu tarihi dizilerde gördüğümüz şekli, güncel dizilerde de var ama bu kadar ayrıntıya girmiyorlar. Günümüz Kore’sinde gençler hala büyüklerini bu şekilde selamlıyorlar mı, bilemiyorum.

©      Jeju adası

 

Bu adayla malumunuz Saraydaki Mücevher dizisi sayesinde tanıştık. Cangema türlü entrikalar neticesinde Cecu’ya sürgüne yollandığında nasıl da sinirlenmiş, Cecu’yu kara listeme almıştım. Tabii ilerde güzel anıların yaşandığı bir yer oldu ama yine de bir sürgün yeri olarak kalmıştı aklımda. Sonraki tüm dizilerde (misal My Girl, My Name is Kim Sam-soon) karakterler hep Cecu’ya tatil yapmaya gittiler. Evet benim gözümdeki itibarı değişti, şimdi Kore’ye gitsem gitmek isteyeceğim ilk yer orası olurdu. Oraya Kore’nin Hawai’si diyenler bile var. Namsan Kule’siymiş, 63. binaymış hiç anlamam. İlk Jejudo (-do ada demek) var.

 

 

©      Kore yemekleri

 

Ağızlarını şapırdatarak yemeleri, yerken gözlerini sıkıca kapatıp oh oyyy oyy gibi beğenme belirtisi sesler çıkarmaları, çok yemelerine rağmen habire lahana, turp, yosun, yağsız pirinç yedikleri için incecik kalmaları, sofraya ma-aile oturmaları, işlerine gelmeyince bir çırpıda ramen yapıp yiyivermeleri, evlerinin vazgeçilmez parçası olan pilav makinaları, barbeküleri, beslenme çantaları ve piknik sepetlerine konan pilavları sevimli şekillerde süslemeleri… Hatta herkesin favorisi olan, uzun şiş sopalarıyla, sokak pirinç kekleri. Korelilerin yemek alışkanlıklarını çok seviyorum ama yedikleri şeyler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Daha ziyade suda yüzen kimliği belirsiz nesneler gibi gözüküyorlar ve bizim yemeklerimiz kadar göze hitap etmedikleri apaçık bir gerçek.

Gerçi düşününce yemek tüm dünyada aynı mantıkla yapılıyor.Kimbap’ları, bir nevi suşi, hatta oradan esinlenmişler diyorlar, ama bizim yaprak sarma gibi mantık olarak.(Bu kadar basite indirgediğime ben de inanamıyorum) Basitçe, kurutulmuş yosuna pirinç ve uzun doğranmış sebzeleri sarıyorsun, sonra ruloyu kesiyorsun. Kimçi desen acılı lahana yemeği ( tamamen içeriği baz alarak). Aslında turpla ya da başka sebzelerle de yapabiliyorlar.  Burada söylemekte yarar var, Koreliler’le tanışan Türkler’in en illallah dediği şey bu adamların kokuları. Bu kimçi özellikle piştiği yerde çok pis kokuyor-genelde sarımsak- vekokusu her yere siniyormuş. Bibimbap ne ayak hala çözemedim. Sebzeleri julyen usulü doğrayıp birbirine karıştırmadan bir kaba koyuyorlar, ortasına da itinayla yumurtayı konduruyorlar, sonra üstüne pilavı cumburlop döküp karıştırıveriyorlar. Karıştırmadan önce hoş gözüküyor ama sonrası tam bir bulamaç. Bunu karıştıramayan erkeklere kız vermiyorlardı değil mi? Galbisoslanmış biftek ya da pirzola gibi bir şey(yani en azından binbir çeşidinin içinden onu kastediyorum), ilk bakışta insanın canının çektiği nadir Kore yemeklerinden ama onu da çiğ bıraktıklarına adım gibi eminim. Hazır ramenler zaten Türkiye’deki Kore cemiyet hayatının gözde menülerinden. Ginseng muhabbetinin zaten hastasıyım. Zencefil sık kullanılıyor. Soya sosu keza öyle. Bir de her şeyin salamurasını yapıyorlar. Soğan-sarımsak-biber üçlemesinin cılkını çıkarmışlar.

Sam gye-tang diye bir yemekleri var, cinsengli tavuk çorbası gibi. Bunu yiyen var mı? Tadını merak ediyorum. (Cinseng’in faydaları dolayısıyla merak etmiyorum, tammamen tavuk yüzünden)

Ek olarak zayıf kalma konusunda bir lafım daha var. Biz Türkler her şeyin en hamurlusunu, en şerbetlisini, en kızartılmışını severiz. Büyüklerimiz yağsız yemeği yemekten saymazlar. Her şeyi bol yağlı kızartma usulü yaparız. Adamlar ne yapıyor, buharda haşlama pişiriyorlar! Başka da bir şey demiyorum.

Bu lafım tüm Uzakdoğu ülkelerine: Tamam uçan kaçan her şeyi yiyorsunuz, kediye köpeğe acımıyorsunuz, atı geyiği kanguruyu inekten sayıyorsunuz, arılı kurabiyeler yapmaktan çekinmiyor ahtapotu bacakları yüzünüzü sarmışken canlı canlı yiyorsunuz. Koca balığı pişirmeye üşendiğinizden denizden çıktığı haliyle çiğ çiğ götürüyorsunuz. Hepsine eyvallah. Ama mis gibi tavuk var. Adam gibi tatlı tatlı yiyeceğiniz yerde niye en yenmeyecek yerini yiyorsunuz. Tavuk ayağı yenir mi be adamlar!  (Yandaki ayaklar Çin işi ama Kore’de de durum aynı)

 

©      Oyunları, oyun mekanları

Bu mekanlar bizde de olmakla beraber Kore’de daha yaygın. Çok popülerler ve inanılmaz eğlenceli gözüken oyunlar var. İnternet kafeler keza öyle.

Evde oynanan oyunlar da var. Go Stop (kartlı bir oyun) ile Kore satrancı/daması en bilinenler.(Benim tarafımdan elbette, hahah)

 

Ayrıca squash, beyzbol gibi sporlar da diğer nispeten yaygın tanınanlar.

 

©      Titizlikleri

 

Bazen çok salaşlar. En azından kadınları bizim annelerimiz gibi sürekli toz alıp yerleri silmiyor. Evleri sade dedik ama özellikle yazları bir yayılıyorlar, her yerde yarısı yenmiş yemekler, tüm aile fertleri sereserpe ölü gibi yatıyorlar o pis evde. Bir yandan da çalışan bir vantilatör.. Kore evi denince benim aklımda canlanan görüntü budur. Hatta bu o kadar tipiktir ki nerede görseniz tanırsınız. Geçen, internette öğrenci evi diye bir resim dolanıyordu, odada çerçöpten oturacak yer kalmamış. Tamam dedim kesin Kore evi bu. Çünkü televizyon da bilgisayar da diz hizasındaki kısa mobilyalara konmuş. Bir de kenarda bir yerde vantilatör çalışıyordu 🙂 Dikkatle bakınca arada bir pilav makinası gözüküyordu..

Bazen de titizlikleri beni ağlamaklı yapıyor, sevinçten. Çocuklar okullarda el işi, resim, boya gibi pis işlere bulaşacaklarsa asla kollarını sıvamıyorlar. Önlük yanında mutlaka kolluk da takıyorlar. O kollukları da seviyorum.

©     Karaoke

Bu insanlar karaoke yaparken kendilerinden geçiyorlar. En ciddisi bile bir bakıyorsun karaoke sevdalısı olabiliyor. Karaoke bar’ları var. Paranı ödeyip bir oda tutuyorsun. İster kendin, ister arkadaşlarınla topluca. Kapını kapayıp istediğin çılgınlıkta tam gaz kafa dağıtıyorsun. Şarkı söylemekle kalmayıp dans da ediyorlar, hepsi karaoke ustası.

©     Ayıcık aşkı

“Cici şeyler” başlığı altında toplayabileceğiniz her şeye karşı özel bir ilgileri var. Sağa baksan ayıcık, sola baksan domuzcuk, aşağısı –cık, yukarısı –cık.

 

©      İnsani yön

 

Sanırım en sevdiğim özellikleri bu. Yeni nesilleri gittikçe maddeye kaymalarına, kızlı oğlanlı nasıl 15 yaşından itibaren popçu olunur, hangi lise müzik grubuna girilir, kendi fotoğrafımı nasıl daha güzel çekerim, bunun derdine düşmelerine rağmen. Aslen inanılmaz misafirperverler. Kendileri yemez misafirlerini yedirip izlerler. Aceleci tavırları, sürekli “Hadi, hadi” “Daha hızlı, daha hızlı” diye birbirlerini telaşlandırmaları, her şey hemen olsun isteyen sabırsızlıkları had safhada. Bu nedenle malumunuz Kore’de teslimat, motosikletli kuryeler almış başını gitmiş. Her şey yarım saate evinize ulaşıyormuş.

Asıl bahsetmek istediğim şey çok sıcakkanlı oluşları. Kinci gözükmelerine, zırt pırtsarılmamalarına, muck muck öpüşüp koklaşmamalarına rağmen meğer o kadar sıcaklarmış ki insan gördükçe şaşırıyor. Yapılan iyiliğe minnettar kalmasını biliyorlar. Adamların düsturu: “Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde”. Çok da duygusallar. İnsanı hüngür hüngür ağlatıyorlar. Nasıl oluyor anlamıyorum ama savaş filmlerinde bile sapına kadar ağlak bir moda girebiliyorsunuz. Çok tahmin edilemezler. Ciddi tabuları var, ama bunlarla dalga geçmeye bayılıyorlar.

Bana öyle geliyor ki değerlerini acilen korumayı başarmalılar, yoksa kültürlerinin yozlaşması an meselesi. Haberleri yok.

 

 

 

Diğer Akla Gelenler

K-pop: Tüm şarkıcılar güzel “sıfır” beden kızlar, kas yapmış çıtır oğlanlardan ibaret. İnanın o çocuklara içim acıyor. Çok yazık çok. Popüler kültür eritip bitirmiş tüm Kore gençliğini. Öyle gözüküyor ki içlerinden adam olacak az. Hepsi boş bakıyor. Big Bang, 2AM, 2PM (tövbe tövbee), SS501, Super Junior, K-ara, T-ara, Big Bang, Wonder Girls, Girls Generation.. Benim şimdilik hatırladıklarım bunlar. Nereye adım atsan yeni kurulmuş, liseli veletler topluluğu kıvamındaki gruplara rast geliyorsun. İlk başta hoşlardı ama artık kabak tadı verdi. Hepsi aynı gözüküyor.

Böyle düşünen tek ben de değilim, Kore’deki yabancı insanların çoğu aynı fikirde, birinebakabilirsiniz. Güldüm, ne diyeyim.

Bir tek Rain’e lafım yok, hahah. O kendini, kıyafetlerini parçalamaya devam edebilir!

Soju: Kafayı bu içkiyle bozmuş durumdalar. Bizdeki rakı gibi, ama çok daha yaygın. “One shot” çılgınlığı, minik bardakları ve tüm mahallelerde gecenin bir yarısına kadar açık olan içme çadırları ile bildiğin alkolik hepsi.

Budizm ve mimari: Kore ile haşır neşir olmadan önce bana onları çağrıştıran ilk şey tapınaklarıydı. Onlara özgü yapılar, dolayısıyla hala hoşuma gidiyor. Hele o ucu kıvrık çatılar yok mu..

 

Tekvando: Bizde güreş neyse adamlarda tekvando o. Milli spor.

Yönetmenler: En meşhur 2 yönetmenleri olan Park Chan-wook ile Kim Ki-duk, Kore’nin tanınmasında da oldukça önemli bir paya ve tutkulu bir fan kitlesine sahipler.

Kuzey-güney savaşı: En önemsedikleri şeylerden biri de bu. Adamlarıntüm şarkı ve  marşlarında “pis komünistler”, “güney hep iyidir” gibi sözler duymak mümkün. 10 filmden 1’i kuzey-güney savaşı üzerine. Bu gergin ortam çözülene kadar da böyle gider herhalde. Sağdaki resimde elektrik kullanımını görüyorsunuz. Güney ışıl ışıl, hele Seul nasıl parlıyor. Bir de kuzeye bakın..

Güzel kızlar: Kore’nin meşhur olan şeylerinden biri de kızları. Gel gör ki güzel görünme merakı sarmış hepsini. Bir Uzakdoğulu vatandaş Kore’ye gitmiş uçakla, ilk gördüğü kız için diyor ki: “Aklıma gelen ilk şey ‘plastik’ oldu.” Çünkü elemanların tümü bir elden geçmiş, estetik manyağı olmuşlar. Kadınların yarısının bu illete bir ucundan bulaştığını söylüyorlardı bir filmde.

 

İngilizce merakı: Korelilerde bizden çok Amerika merakı var. Her yönden özenti bir ülke olma yolunda emin adımlarla ilerliyorlar. Tüm cümlelerinin içinde bir İngilizce kelime söylemeseler olmaz. Sanki çok düzgün konuşabiliyorlarmış gibi. s’yi ş olarak söylüyorlar bir tek o unutturuyor kızgınlığımı: takşi, sekşi..

 

Oppalar: Şimdi okuyanlar ama Kore deyince aklımıza ilk x oppam geliyor, y acuşi de favorim diyebilirler. Onları da anmadan olmaz. So Ji-sub’u mu desem, Gong Yoo’nun başı çoktan bağlı. Song Il-gook Türkiye’de de pek meşhur oldu. Bendeniz Won Bin’i pas geçmeyin diyorum. Rain, Daniel Henney, Lee Dong-wook, Kim Hyun-joong (bu da bayağı eğlenceli biriymiş, bir Andrea Kim taklidi yapıyor ki herkes gülmekten yerlere yuvarlanıyor), Cha Tae-hyun, Joo Ji-hoon, Lee Byung-hun, Kim Rae-won  vs diye uzar gider bu şahıslar. (Amacım bunları listelemek olmadığı için burada kesiyorum) Aşağıda Kim Nam-gil’i bir sel-ca uğraşı içinde görüyoruz. Bizde kızlar uğraşır böyle işlerle ama işte.. (Sel-ca, self camera’nın kısaltması, bu terimi Kore magazin sayfalarında bolca görebilirsiniz. Aklıma gelmişken; fotoğraf çekilirken kimçiii demelisiniz!)

 

 

Agaşiler: Bence bayanları erkeklerinden daha hoş. Bir de bu estetik furyasından bir önceki nesil oldukları için, oyunculuklarıyla da gönlümüzü fethettikleri için onlara ekstra aferin. Lee Young-ae ile başlayalım anmaya, benden başka ne bekliyordunuz ki? Bir de Lee Da-hae var ki bu kadına bayılıyorum. Gerçek hayatta o kadar espritüel ki. İzlemediyseniz Chuno ekibinin KBS’deki Happy Together programına çıktıkları videoları izleyin. LDH’nin kıvırtışı on numara. Sonra taklit yeteneği dillere destan, herkesi güldürüyor. Çok da kolay arkadaş oluyormuş. O kadar akıcı ve eğlenceli anlatıyor ki, sabahtan akşama dinleyebilirim anlattığı şeyleri. Shin Min-ah, Song Hye-kyo, Kang Hye-jeong, Jeon Ji-hyun, Moon Geon-young, Son Ye-jin, Kim Tae-hee, Yoon Eun-hye  benim de sevdiğim bayan oyuncular. 

 

 

Elzem not: Bu yazının Kore’ye gitmemiş biri tarafından yazıldığını göz önünde bulundurun!  Hatalarım affola ve düzeltile!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: