I’M A CYBORG

22 Eyl

cyborg-poster

Bana eğlenceli bir Kore filmi söyle, içinde ağlamak olmasın gülmek olsun diyenlere önerim: I’m A Cyborg, But That’s OK. Çünkü bu film bizim meşhur yönetmen Chan-woon Park’ın 12 yaşındaki kızı izleyebilsin diye yaptığı bir film. Ama yönetmen yine yapmış yapacağını ve yetişkin beyinlere ve yüreklere dokundurmuş durmuş. Rengarenk bir film. Bir seferde tüm ayrıntıların yakalanmasının mümkün olmadığı enfes bir şölen.

Bu filmi izledikten sonra her canım sıkıldığında yatağa yüzüstü yatıp ayaklarımı birbirine sürttürmek suretiyle elektrik oluşturarak uçmaya başladım 🙂 Güldürmek deyince My Girl 1, bu film 2.

sayborg-poster

Delilerin dünyasını delilerin gözünden görmek hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı. En çok sevdiğim nokta bu filmde delilerin birbirlerini normal görüp inanmaları ve birbirlerinin şizofrenik hayallerine girebilmeleri oldu. Normalde bir akıl hastanesinde deli kendisinin normal olduğunu diğerlerinin deli olduğunu iddia eder. Bu filmde ise deliler kendilerine dış dünyadan uzak bambaşka bir dünya kurmuşlar. Mesela Kore’nin en ünlü şarkıcısı olan BiRain’in oynadığı Il-sun her şeyi çalabildiğini iddia ediyor ve diğer tüm deliler bir şeyleri kaybolduğında (anıları, masa tenisinde servis atma tekniği, nezaketleri!) hemen Il-sun’u suçluyorlar. Il-sun’un çalma tekniği çok komik zaten, çalacağı kişinin kafasının etrafına boyalı bir karton sarıyor. Elini uzatıyor, diğer kişinin eli onun üstünde: Aktarım gerçekleşsin! Sonra malum yeteneği Il-sun’da görüyoruz. Bir deli var, küçükken koroya almamışlar. 30 yıldır çalışmış bu yüzden, çocuk korosuna girebileyim diye. Ondan sesini çaldığında- ya da o verdiğinde- Il-sun çok güzel şarkı söylemişti.

Karşılarınızda Rain’den Heidi şarkısı: (filmi izledikten sonra ilk yaptığım iş youtube’dan bunu bulmak oldu)

 

 

Il-sun’un deli olma nedeni annesinin o 15 yaşındayken elektrikli diş fırçasını da alarak onu terketmesi. Il-sun düzenli olarak dişlerini fırçalıyor. Çünkü çürük bir diş yok olur gider. Ve onun da en büyük korkusu günün birinde küçüle küçüle bir nokta haline gelip sonra yok olup gitmek. Tavşan kulakları, enteresan maskeleri ve garip hırsızlıklarıyla bu filmdeki favori karakterim o oldu.

Ben Rain’in daha önce başka bir film ya da dizisini izlemediğim için bu kadar tatlı bir insan olduğunu bilmiyordum. O yüzdenim-a-cyborg-but-thats-ok-20070625035049426şimdiye dek hep Il-sun karakterinden bahsetmekten kendimi alamadım. Aslında bir başka cezbeden yanı da en aklı başında delinin o olması oldu. Oysa esas başrol Misa’dan tanıyıp bağrıma bastığım Im Su-jeong’un oynadığı mavi köklü siyah saçları ve sarı kaşlarıyla Young-goon’a ait. (Yandaki resimdeki kağıt bardaklarla konuşma olayına da bayıldım, muhteşemdi.) Im Su-jeong’un buradaki en güzel performansı takma dişini kaybettiği zamanki çocuk gibi aynı zamanda sayborg gibi ağlamasıydı.

Young-goon’un babaannesi pür deli bir hanım. Kendisini bir fare sanıyor. Bir fareyi çocuğu diye besliyor. Sabahtan akşama turp yalıyor. Takma dişleri cabası. Zavallı Young-goon’da onun yanında kala kala sıyırmış. Bir gün Young-goon’un annesinin canına tak edince babaanneyi akıl hastanesine yolluyor. (Bu arada annenin fırlattığı radyonun bir parçasını turp zannedip yalaması da komik olmuş) Neyse işte, sonuçta babaannenin takma dişleri evde kaldı, onlar olmadan turp yiyemez diye Young-goon takma dişleri babaannesine ulaştırmak istiyor. Ama aradan sayborgun amacıgeçen zaman içinde farkediyor ki  takma dişleri takınca florasan lambalarla, kahve makinalarıyla, hıçkıran saatle ve daha niceleriyle konuşabiliyor. Çünkü meğer o bir sayborg’muş! Ama hazmedemediği bir şey var. Bütün makinaların, saatlerin kullanma kılavuzları, dünyaya geliş amaçları var. Keşke dünyaya geliş amacını o da bilseydi! İşte bu filmin konusu bir sayborg’un amacını öğrenme yolundaki maceraları (yazı bitti filmin konusunu anca söyledim:) ).

Bazıları Young-goon’un parmağının ucundan çıkan taramalı tüfeğin yönetmenin 12 yaşındaki kızının izleyemeyeceği kadar vahşet içerdiğini söylüyorlar. Keşke bu kadar masum büyüsek ama; oyuncakların tabancalar, oyunların “Şimdi seni vurdum-dan dan dan” olduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu açıdan filmde ekstra bir sakınca görmediğimi söylemeden geçemeyeceğim.

Young-goon bir makina, Il-sun ise bir tamirci. Bu müthiş kombinasyon onları beraber çalışmaya itecek. Young-goon pille şarj olmaya çalışıp robot doğasını bozar diye yemek yemiyor. Il-sun ömür boyu garanti sloganıyla Young-goon’u ikna edebilecek mi? Il-sun’un eğile büküle ağız okuma yeteneği onların daha iyi anlaşabilmelerini sağlayacak mı? En önemlisi Young-goon babaannesinden bu dünyadaki amacını öğrenebilecek mi?

n1298850517_171352_817

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: