kim sam soon

22 Eyl

tiplere bak

Sol baştan; Sam-soon, Sam-shik, Hee-jin, Henry

Kore dizilerinin “mutlaka izlenmesi gerekenler” kategorisinden bir romantik komediyi anlatacağım bugün. Defterleri açın. Dizinin adından başlayalım. İlk duyduğumda hiç de bu kadar kıytırık bir dizi adı duymamıştım demiştim. Yok benim adım zart, benimki zurt, herkes böyle isim versin o zaman. Sonra izleyince anladım ki, bu dizi için bundan güzel bir isim olamaz. Dizinin sonunda gördük ki onun adı gerçekten de Sam-soon’du!!

Yaşlı tilki diye boşuna demezler. Bizim Sam-soon da tam böyle bir tip. 30 yaşına gelmiş, evde kalmanın verdiği acıyla gaza gelerek ilk fırsatta evlenme hayalleri kuran bir kadın. Bence hayatta 3 amacı var: Birincisi ismini değiştirmek. Adı 2 s’li olduğu için Korece’de telaffuz etmesi zormuş ve kulağa çok komik geliyormuş. 2 ablanın üstüne doğduğu için de ailesi erkek olacağını düşünmüş. Kız olunca hazırlıksız yakalanmışlar ve babası Sam-soon diye koyuvermiş adını. Çocukluğundan beri adını Hee-jin’le değiştireceği günü beklemiş. Annesi izin vermemiş değiştirtmesine.  İkinci amacı işinde en iyi olmak. Kendisi bir pastacı/fırıncı. Bunun için Paris’e bile gitmiş. Dizi boyunca ondan mesleğiyle ilgili bol bol benzetme duyuyoruz. O felsefik bakış açılarını ben pek sevdim efem. İnsan hayatı bir kutu çikolataya benzer, kimse o gün hangi çikolatayı seçeceğini bilemez tarzındaki benzetmeleri oldukça sempatikti. Üçüncüsü de yaşı kemale erdiği için münasip bir kısmet bulup evlenmek.

Sam-shik de pastanesi olan 27 yaşında zengin bir adam. Sam-soon’u işe alır. Bir de annesinin evlendirme dırdırlarından kurtulabilmek için onunla çıkıyormuş numarası yapar, o sırada 50 milyon won’a çok ihtiyacı olan Sam-soon bunu kabul eder. (50 milyon won çok önemli:) ) Aslında adamımızın adı Hyun Jin-hun ama Sam-soon bir tartışmasında sana Sam-shik diyeyim ister miydin dediği için öyle kaldı. Ben de hep Sam-shik diyeceğim.

 photo7011  lovely sam-soon poster               

Asya dizi’de var My Name is Kim Sam-soon’un Türkçe altyazılı videoları. İsteyenlere.mi-name-is-kim-sam-soon

 

!!! Kadının film çekildiği sene gerçekten 30 yaşında olduğunu, adamınsa aslında 23 yaşında olduğunu biliyor muydunuz? Zaten yaş farkı barizdi.

!!! Bu dizi Kore’de %50 reytingin üzerine çıkabilmiş ender dizilerden. Ortalama reytingi %35-40’lar civarındaymış.

!!! Kim Sun-ah (Sam-soon) bu rol için kilo almış. Bir nevi Bridget Jones fedakarlığı.

!!! Hyun Bin’in aksine Kim Sun-ah’ın gerçekten piyano çalabiliyormuş.

 

Oyuncular

Kim Sun-ah: Kim Sam-soon rolünde. Sözde utanarak ağzını kapayarak güldüğü birkaç yerde gıcık oldum bu kadına, ama onun dışında gayet iyiydi. Ben zaten biri ağzında biri boğazında konuşan insanları çok severim. Ama çirkin biraz, işte kanıtı.

Hyun Bin: Sam-shik/Jin-hun. Annesinin otelleri olmasına rağmen kendi pastanesini işletmekte kararlı olan genç insan. Bu oyuncunun seveni de çokmuş, herkes oppa oppa diye çıldırıyormuş, hahah.

Jung Ryu-won: Yoo Hee-jin rolünde. Tıp öğrencisi genç ve güzel kız. Sam-shik’in ex aşkı olur kendisi. Oğlan bir trafik kazası geçirdiğinde Amerika’ya gitmiş 3 yıllığına. Ama AGC’i varmış biz ne bilelim. Bu arada bu oyuncunun takma adı sincapmış. Kızın Rain’le yaptığı reklam filmi de yakıyor ortalığı.

Daniel Henney: Amerika’da yaşayan Kore asıllı doktor. Hee-jin’in aşkıyla kalkmış Korelere kadar gelmiş. Lakin tek kelime Korece bilmiyor. Gerçekte de pek Korece bilmiyormuş. Komik bir reklam filmine rastladım, Daniel ile Ryu-won karışık meyve suyu yapıyorlar 🙂

 

Sevdiğim bölümler

  • Sam-soon’un korkulu hayalleri, rüyalarının içindeki rüyaları. Hepsi harikaydı.
  • Kızın sürekli erkekler tuvaletine dalması. Her türlü önemli an bu erkekler tuvaletinde geçti zaten.
  • Kim Sam-soon erkekler tuvaletinde ağlarken, demin arka masada ona gülen adam (Sam-shik) üstü başı su içinde gelmişti. Sonra geriye döndük, neler olduğunu bir de onun gözünden gördük. Bir dizinin açılışı için bu ilk 15 dakika beni oldukça tatmin etti.

 erkekler tuvaletindeki kadın

  • Sam-soon’un intihar etme hayali. Çatıdan atlarken onu aldatmakta olan oğlanın odasının camında asılı kalıp, oğlana sövüşü, her gece rüyana gireceğim deyişi. Bir şeyin değişmeyeceğini görüp vazgeçişi..

kim sam-soon çılgını

  • İşverenle Sam-soon’un atışması(!), adam diyor ki kadınlar artık bu kadar yaşlı olursa evlenemez. Kız diyor ki ne yani erkeğin göbeğinin sarkması normal bir şey mi..
  • Sam-soon pastayı Sam-shik’in suratına atması sayesinde işi kaptı. Sam-shik suratındaki pastayı yaladı ve tadı hoşuna gitti, hahahah

al sana pastaacaba çıkmalı mıyız

  • Niye bana ahjumma (teyze, bayan) diyorsun diye kız sinirden çılgına dönüyor, agashi (genç bayan) diyene kadar adam çenesinden kurtulamadı. Bir de çıkalım mı dediğinde suratına yemek püskürtüşü, klasik ama komik işte.
  • “Bu dünyada iletişim kurmanın 3 yolu vardır: Müzik, sanat, yemek..” Bayıldım bu söze, özdeyiş gibi
  • Annesi: “Dünyadaki bütün yiyecekler lezzetli değil, sadece sen hepsinden hoşlanıyorsun. Yoksa köpek maması da mı seviyorsun?” Sam-soon: “Bilmem, onu hiç denemedim” !el hareketi
  • Sarhoş Sam-soon banka kartının şifresine baktırtmaz, ama dışından söyleyerek tuşlar 🙂
  • Sam-soon birinin evleneceğini duyduğunda çok sevinirdi. Bir rakip daha ayrıldı diye…
  • El hareketi
  • Full House’un çok hoşuma gitmesinin önemli bir nedeni olan“3 ayı” şarkısını burada da duydum ve bu beni çok mutlu etti. Ayıptır söylemedi ben o çocuk şarkısını ezbere biliyorum da hahahha. Sam-shik 3 ayıyı piyanoyla çalıyordu.
  • “Bulaşık suyunu koydum yemeğe..Lezzetli olmamış mı, keşke ayağımı yıkadığım suyu koysaydım.”
  • Papatya falını ağacın yapraklarıyla yapmak. Oğlandan henüz pek hoşlanmazken yaptığında; seviyorum, sevmiyorum, sevmiyorum demesi. Aşık olduğunda aynı falı semiyorum, seviyorum, seviyorum diye bitirmesi.
  • Oğlanın rüyasına girişi… Çooook komikti. Sam-shik’le eski sevgilisi öğrenciyken derste masanın altından birbirlerinin ayaklarını dürtüyorlar (buraya kadar normal) sonra  bu durumu gören Sam-soon hiddetleniyor. Bu yaşta napıyorsunuz siz diye masaya vuruyor.121bp2
  • “Kekin içine tüküreceğim.” .. eski sevgilisinin nişanı için yapacağı keke.
  • Sam-shik’in piyanosu eşliğinde Sam-soon’un söylediği şarkı. Pek sevimliydi. Lakin kafası biraz iyiydi. Hayallerin de çok çekici bir kadındır her zaman 🙂

ayartma, muahhahhsam soon'un dansı

  • Saraydaki Mücevher’de baş kahya Lady Cang olarak izlediğimiz kadın bu dizide de Sam-shik’in için çalışıyordu.

leydi cang- nereden nereye

  • Saç başa yoluşan kızlar. Komik dizilerin vazgeçilmezi. Bu arada Sam-soon’un eski sevgilisi de amma tipi tipti değil mi.

bu kızların nesi var azizimkız kavgası

  • Yumuşak doğal ısıtmalı yastık

photo6981noonanın şefkati

  • Sam-soon’un hiper süper İngilizce’si. Henry’ye dersini gerçekten anlatabilmesi. İyi anlaşmaları, o ikisinin diyalogları çok sevimliydi. “Am I hot enough?” (O sahnedeki bir ilginçlikte şuydu. Sam-soon’un sevdiği adam eski kız arkadaşına dönmüş, bu gamsız onu bulmak yerine oturmuş Henry’ye kurabiye çeşitlerini anlatıyor. İşte Sam-soon buydu, işini her şeyden çok seven bir kadın.)
  • Sam-shik Sam-soon’un piyano çalışına laf ediyor: Ayaklarınla mı çalıyorsun? .. “Sen hiç bu kadar uzun ayak parmakları gördün mü?” Bu Sam-soon pek bir hazır cevap canım.
  • Kim Nam-gil’i tanıdınız mı? Doktor olmuş, yakışmış.

doktor kim nam-gil

  • Yan yana tuvaletlerdeyken Sam-soon başlıyor konuşmaya: Şu kabızlığım Sam-shik’e geçse ne güzel olurdu. Basurum da…
  • “Ben mayasız bir insan olmak istiyorum” Şişmek, kabarmak istemiyorum diyordu Sam-soon.
  • Şabalak şefin Sam-soon’un ablasını taciz edişi. Benimle yatmalısın, temel içgüdülerimizi doyurmak için diye saçmalaması. Sonra kadının adama servisin fena değildi diye para bırakması, adamı çıldırtması. Zaten ablası ilginç bir tipti.

sam-soon'un ablası ve şefabla kardeş spor

  • Siz hiç Sam-soon’un acıklı hikayesini duydunuz mu? “Adın Sam-soon olmadıkça sorun yok.” Hahhah
  • Sam-shik’in rüyalarına giren domuzcuk. Bir türlü ondan kurtulamaması. En sonunda tenhada kıstırması

aldatılmış sam-soonsam-shik domuzcuğu tenhada kıstırır

  • Evde bisiklet süren Sam-shik
  • “Birinin kalbini çalmak suç değil ki” Sam-soon’un içindeki kötü Sam-soon böyle söylüyordu.
  • Hallyu dağına çıktığında “Bir daha buraya gelirsem bana da Kim Hee-jin demesinler” diyordu, adı Kim Sam-soon olan kız 🙂 Tepeye ulaşırken Sam-shik’e o kadar çok söylendi ki. Gülmekten öldürdü. Şişman bir kızın dağa tırmanmakla ne işi var, hahahh
  • Dağın tepesinde termostan çıkan yosun çorbası, vaayy bee
  • Sam Shik’in annesinin çerçeveleri bile paramparça eden tiz bağırışı, ahhahah. Zaten oğlanı dövüyordu sürekli.  Aşağıdaki resimde görüldüğü gibi. Bu arada sağdaki kadını tanıtayım: Köpek yarışlarına meraklı, en ufak surat ifadesi olmadan konuşan, Sam-shik’in annesinin sekreteri

anne oğul kavgası

  • Dağ, yer , okyanus. Hahhah, kadının koyduğu isim de bu kadar olur.
  • Sam-soon bir erkekle çıkıyorsa yapılması gereken 7 şey:

             7- el ele tutuşarak alışveriş yapmak

             6- telefonumda erkek arkadaşının bir fotoğrafının olması

    tel pozu

             5- pusan’a trenle yolculuk

             4- herkesin önünde seni seviyorum kim demek

             3-korku filmi izlerken yakınlaşmak

             2-çift yüzükleri

             1- aile ve arkadaşlara tanıştırılma

    Diğer bana komik resimleri de göstermeden edemem:

    Sırasıyla; karaokede ve oğlanı çekiştirirlerken

         omoniiimm hahhah  oğlanı çekiştirmek 

    İzleyenler için bir video. Veee işte en sevdiğim kısım. Kamera arkası. Daha komik kamera arkasını da buradan.

hyun bin kim sun-ah ödül töreni-> Bu da bir ödül töreninden, Hyun Bin’in tipi çok komik .

Reklamlar

korece kelimeler

22 Eyl

Tabii ki şunu da göz ardı etmeyin ki ben senelerdir bu Kore harikasından haberdar değilim. Özellikle 1 senedir yoğun bir şekilde Korece konuşmalar duyuyorum. Buraya da duyduğum şekilde yazıyorum.Küçük hataları mazur görürsünüz artık. Ayrıca takdir edersiniz ki, benim kelimelerin anlamları hakkındaki yorumlarım tamamen dizileri çevirenlerin marifetleri ölçüsünde sınırlı. Bazılarını yanlış anlamışsam düzeltin beni.

 

Balli: Hemen, acele et. Balli,balli, her şeyin sonuna balli. Seviyorum bu kelimeyi

Himdıro: Zor geliyor, güçlük çekiyorum, bana acı veriyor

Yeppuda: Güzel   Uri Joo Yoo-rin çongmal çongmal yeppudaaaa, yeppuci?

Kyolhonhaca/Köronhaca: Evlenelim, evlen benimle

Namu: Ağaç

No çugo şipo?: Ölmek mi istiyorsun.

Hana, tul, set: 1,2,3

Na do: Ben de

Yobu: Tatlım (mesela eşlerin birbirine hitabı)

Paboya/ Pabo: Aptal

Hengbokhe: Mutluyum

Çebal: Lütfen

Şiro: İstemiyorum

Hacima: Yapma

Kıman hacima: Kes şunu, yapma artık. Kesinlikle favorim

Kajima: Gitme

Ka: git

Tag: Tavuk

Malheba: Söyle

Maım: Hislerim, duygularım, kalbim

Çongmal: Gerçekten

(örneğin;

çongmal mianhe: gerçekten özür dilerim

çongmal çohaye: gerçekten hoşlanıyorum

çongmal amia: gerçekten kanser)

Amia: Kanser

Sallacu seyo: Kurtarın, koruyun, canımı bağışlayın

İronha: Uyan

Wasso?: Geldin mi?

Yaksokhe: Söz ver

Pab: Pilav

Çotta: Harika hissediyorum, iyi geldi

Gıt/kıt: Son, (bitti).. En sevdiğim kelimelerden, gıt, gıt, okeyyy? deyişleri çok komik geliyor kulağa

Namca: Erkek

Yoca: Kadın

 

En çok da bağlaç öğrendim;

Kırigu: Ayrıca

Kınde: Ama… Bu da favorilerimden

Kırom: O halde

Kınyan: Sadece (Amma da k’li bağlaçları var)

Hokşi/Hukşi: Acaba.. Bir ihtimal..?

 

Ve son olarak:

Kı caşik: O çocuk.. Sanki seni serseri der gibi 🙂

koç başı :)

22 Eyl

sauna2

Şu an bu yazıyı yazarken kafamdaki havluyu aynen böyle yaptım sayın okurlarım. Evet ben de günümüz Kore modası rüzgarına kendimi kaptırdım ve trendi olan bu modeli kendime mihenk taşı seçtim.

Olay şöyle gelişti.  “randomwire.com” sitesini favorilerime eklemiş sonra unutmuşum. Aylık sık kullanılanlar temizliğimi yaparken farkettim. Bu tarz uzakdoğuya ilişkin sitelere girince yaptığım ilk iş bir “Kore” kategorisi aramak olur. Burada da girdim Kore kısmına hemen. Aman Allah’ım! Onlar ne yararlı bilgiler öyle, hhahaha. Şaka maka, bloğun yazarı harika anlatmış. Kendisi Uzakdoğu’da yaşayan bir batılı olduğu ve o dilleri konuşmayı bile bilmediği için tam bir yabancı.(Epi topu 100 Çince kelime biliyormuş, belki ben bile 100 Korece kelime biliyor olabilirim) Bu yüzden gözlemler ve şaşkınlıklar müthiş oluyor haliyle. Aşağıdaki resmi de onun sitesindenaldım.

sheep_head

Bu resmi görünce ilk tepkiniz ne oldu kuzular? Benimki banyoya koşup bir havlu kapmak oldu. Gerçekten merak ediyordum nasıl yaptıklarını. (Aslında bakınca hemen anlaşılacak bir şey ama düşünmemişim heralde) Tarif edeyim: Havlu 3’e katlanır. 2 kenarı da gömlek kolu kıvırır gibi iyice sağlam olana kadar kıvrılır. Ortası açılır. Tataaaam. Koyun kafanızı afiyetle takınız. Kore’de saunaya gitmeye hazırız!

kızımla koreyi sevme nedenlerimiz

22 Eyl

©      Korece

 

Korece duyduğum en harika dil. Biri ağzında biri boğazında konuşuyorlar, ki hep söylerim bayılıyorum. O bağıra çağıra konuşmaları, meşhur “Ayguuu” ları. Bir de eşlik eden jestler mimiklerle tadından yenmez bir hal alıyor konuşma.

©      Yarımada

 

Kore de aynı bizim gibi bir yarımada. Üç yanı denizlerle çevrili kara parçası 🙂 Farkları onların suları okyanus. Bence harika manzarası oluyor.

©      Jimjilbang- nam-ı diğer evsi saunalar

Koçbaşı tarzı havlu stillerinden zaten bahsetmiştim, bayılıyorum. Ter atmak isteyenlere bu saunalar birebir imiş. Sadece gündüzleri değil geceleri de açık olan bu ortamlarda bir nevi yaşamınızı idame ettirebilirsiniz. Keza ihtiyacınız olan her şey mevcut. Yemekse en alası burada. Yatmaksa zaten Koreliler bizim gibi kuş tüyü yataklar, pufuduk işlemeli yorganlar beklemiyorlar, kafanın altına at bir tahta olsun bitsin. (Tahta derken dikdörtgen prizma şeklindeki sert yastıklarıkastediyorum) Yanınızda biri varsa sohbetin belini kırarsınız, aman sabahlar olmasın! Hatta dev ekran televizyonlar ve internet dahi var bu mekanlarda. Evden atılanlar, takip edilenler, canı sıkılanlar vs kısaca herkesin favorisi. Üstelik jimjilbangların fiks kıyafetleri var herkese verdikleri. Saunada biraz ter attıktan sonra alıyorsunuz tişörtünüz ve şortunuzu, geçiyorsunuz salon kısmına, sanki bir anaokulundaymışçasına atıveriyorsunuz kendinizi yere. İsterseniz yuvarlanın, kimse size karışmaz. E onların da yaptığı şey çünkü. Fiyatları gündüz 10 lira, gece ortalama 15 lira. (Bizim evin adresini vereceğim az sonra, zor tutuyorum kendimi). Üstelik Kore’de su çok bol olduğu için ücretsiz, hararetiniz dinene kadar için bol bol. Masajlar da çok uygunmuş. (Cidden gidecekmişim gibi araştırdım) Buradaki gibi kazıklanmayacağınız kesin. Giden herkesin en zor alıştığı şeyse çıplak Korelilerle saunanın içinde dip dibe durmakmış.

©      Hanbok- geleneksel Kore giysisi

“Kore dizisi izliyorum” cümlesine bir arkadaşım “Allah bilir sen kimono da giyiyorsundur” gibi bir tepki vermişti. İç çekerek bezmiş bir ifadeyle “Hanbok o, hanbok” demiş gözlerimi devirerek işime dönmüştüm. Yok anam anlatamayacağız bu insanlara Kore, Çin, Japonya’nın, farklı ülkeler olduklarını.

Bir giysi bu kadar mı sade, bu kadar mı sevimli olur. İlk bakışta ne bu deyip geçtiğim şu giysiler şimdi bana o kadar alımlı gözüküyorlar ki şaşıp kalıyorum. Bayanlar soğuk kış günlerinde bitarafınız donacağına içlerine uzun donlarını giyebilirler, hahahh. Eskiden günlük kıyafetmiş ama artık sadece özel günlerde giyiliyor. Mesela evlilikte bir hanboklu fotoğrafları oluyor. Pek şeker. (Yandaki hanbok haddinden fazla süslü, ama Lee Young-ae’ye yakışır..)

©      Sade evleri

Evlerinde neredeyse hiç eşya yok ve buna bayılıyorum. Çok zengin olanların dışında klasik Kore evine sahip olanlardan bahsediyorum tabii ki. Odalar büyükçe bir kutu kadar ancak. Tüm kapılar sürgülü. Zaten pencere ve kapılarının otantik bir havası var. Bel boyunuzu ancak aşan bir gardırop, üstünde yemek yenen yer sofrası gibi bir masa, bir kaç minder.. Gelir seviyesine göre bir yatak (ne gerek var, yere atıverirler kendilerini) ve komodin eklenebilir. Çok fazla mobilyaları olmadığı için tüm ıvır zıvırlar yerlerdedir. Halı falan hak getire zaten, belki bir kilim atılır, gerçi ihtiyaçları da yok. Çünkü ısıtma sistemleri çok farklı, evleri hep zeminden ısıtmalı. Artık teknoloji ilerledikçe o basit evde 1 televizyon ve 1 bilgisayar da demirbaşlar arasında yerini almış.

©      Selamlama

Bunun düzgün olmasına çok önem veriyorlar. Büyüklerini ve önemli kişileri selamlama tarzı, 3 kere eğilip saygılarını gösterişleri… Erkekler aynı secde gibi eğiliyorlar, ama kızlar bağdaş kurup, ellerini önde kavuşturarak başlarını ellerinin üzerine koyuyorlar. Çok hoşuma gidiyor, evde bunu yapınca herkes gülmekten yerlere yatıyor. (Tabi ben pat diye kendimi yere attığım için) Aslında bu tarihi dizilerde gördüğümüz şekli, güncel dizilerde de var ama bu kadar ayrıntıya girmiyorlar. Günümüz Kore’sinde gençler hala büyüklerini bu şekilde selamlıyorlar mı, bilemiyorum.

©      Jeju adası

 

Bu adayla malumunuz Saraydaki Mücevher dizisi sayesinde tanıştık. Cangema türlü entrikalar neticesinde Cecu’ya sürgüne yollandığında nasıl da sinirlenmiş, Cecu’yu kara listeme almıştım. Tabii ilerde güzel anıların yaşandığı bir yer oldu ama yine de bir sürgün yeri olarak kalmıştı aklımda. Sonraki tüm dizilerde (misal My Girl, My Name is Kim Sam-soon) karakterler hep Cecu’ya tatil yapmaya gittiler. Evet benim gözümdeki itibarı değişti, şimdi Kore’ye gitsem gitmek isteyeceğim ilk yer orası olurdu. Oraya Kore’nin Hawai’si diyenler bile var. Namsan Kule’siymiş, 63. binaymış hiç anlamam. İlk Jejudo (-do ada demek) var.

 

 

©      Kore yemekleri

 

Ağızlarını şapırdatarak yemeleri, yerken gözlerini sıkıca kapatıp oh oyyy oyy gibi beğenme belirtisi sesler çıkarmaları, çok yemelerine rağmen habire lahana, turp, yosun, yağsız pirinç yedikleri için incecik kalmaları, sofraya ma-aile oturmaları, işlerine gelmeyince bir çırpıda ramen yapıp yiyivermeleri, evlerinin vazgeçilmez parçası olan pilav makinaları, barbeküleri, beslenme çantaları ve piknik sepetlerine konan pilavları sevimli şekillerde süslemeleri… Hatta herkesin favorisi olan, uzun şiş sopalarıyla, sokak pirinç kekleri. Korelilerin yemek alışkanlıklarını çok seviyorum ama yedikleri şeyler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Daha ziyade suda yüzen kimliği belirsiz nesneler gibi gözüküyorlar ve bizim yemeklerimiz kadar göze hitap etmedikleri apaçık bir gerçek.

Gerçi düşününce yemek tüm dünyada aynı mantıkla yapılıyor.Kimbap’ları, bir nevi suşi, hatta oradan esinlenmişler diyorlar, ama bizim yaprak sarma gibi mantık olarak.(Bu kadar basite indirgediğime ben de inanamıyorum) Basitçe, kurutulmuş yosuna pirinç ve uzun doğranmış sebzeleri sarıyorsun, sonra ruloyu kesiyorsun. Kimçi desen acılı lahana yemeği ( tamamen içeriği baz alarak). Aslında turpla ya da başka sebzelerle de yapabiliyorlar.  Burada söylemekte yarar var, Koreliler’le tanışan Türkler’in en illallah dediği şey bu adamların kokuları. Bu kimçi özellikle piştiği yerde çok pis kokuyor-genelde sarımsak- vekokusu her yere siniyormuş. Bibimbap ne ayak hala çözemedim. Sebzeleri julyen usulü doğrayıp birbirine karıştırmadan bir kaba koyuyorlar, ortasına da itinayla yumurtayı konduruyorlar, sonra üstüne pilavı cumburlop döküp karıştırıveriyorlar. Karıştırmadan önce hoş gözüküyor ama sonrası tam bir bulamaç. Bunu karıştıramayan erkeklere kız vermiyorlardı değil mi? Galbisoslanmış biftek ya da pirzola gibi bir şey(yani en azından binbir çeşidinin içinden onu kastediyorum), ilk bakışta insanın canının çektiği nadir Kore yemeklerinden ama onu da çiğ bıraktıklarına adım gibi eminim. Hazır ramenler zaten Türkiye’deki Kore cemiyet hayatının gözde menülerinden. Ginseng muhabbetinin zaten hastasıyım. Zencefil sık kullanılıyor. Soya sosu keza öyle. Bir de her şeyin salamurasını yapıyorlar. Soğan-sarımsak-biber üçlemesinin cılkını çıkarmışlar.

Sam gye-tang diye bir yemekleri var, cinsengli tavuk çorbası gibi. Bunu yiyen var mı? Tadını merak ediyorum. (Cinseng’in faydaları dolayısıyla merak etmiyorum, tammamen tavuk yüzünden)

Ek olarak zayıf kalma konusunda bir lafım daha var. Biz Türkler her şeyin en hamurlusunu, en şerbetlisini, en kızartılmışını severiz. Büyüklerimiz yağsız yemeği yemekten saymazlar. Her şeyi bol yağlı kızartma usulü yaparız. Adamlar ne yapıyor, buharda haşlama pişiriyorlar! Başka da bir şey demiyorum.

Bu lafım tüm Uzakdoğu ülkelerine: Tamam uçan kaçan her şeyi yiyorsunuz, kediye köpeğe acımıyorsunuz, atı geyiği kanguruyu inekten sayıyorsunuz, arılı kurabiyeler yapmaktan çekinmiyor ahtapotu bacakları yüzünüzü sarmışken canlı canlı yiyorsunuz. Koca balığı pişirmeye üşendiğinizden denizden çıktığı haliyle çiğ çiğ götürüyorsunuz. Hepsine eyvallah. Ama mis gibi tavuk var. Adam gibi tatlı tatlı yiyeceğiniz yerde niye en yenmeyecek yerini yiyorsunuz. Tavuk ayağı yenir mi be adamlar!  (Yandaki ayaklar Çin işi ama Kore’de de durum aynı)

 

©      Oyunları, oyun mekanları

Bu mekanlar bizde de olmakla beraber Kore’de daha yaygın. Çok popülerler ve inanılmaz eğlenceli gözüken oyunlar var. İnternet kafeler keza öyle.

Evde oynanan oyunlar da var. Go Stop (kartlı bir oyun) ile Kore satrancı/daması en bilinenler.(Benim tarafımdan elbette, hahah)

 

Ayrıca squash, beyzbol gibi sporlar da diğer nispeten yaygın tanınanlar.

 

©      Titizlikleri

 

Bazen çok salaşlar. En azından kadınları bizim annelerimiz gibi sürekli toz alıp yerleri silmiyor. Evleri sade dedik ama özellikle yazları bir yayılıyorlar, her yerde yarısı yenmiş yemekler, tüm aile fertleri sereserpe ölü gibi yatıyorlar o pis evde. Bir yandan da çalışan bir vantilatör.. Kore evi denince benim aklımda canlanan görüntü budur. Hatta bu o kadar tipiktir ki nerede görseniz tanırsınız. Geçen, internette öğrenci evi diye bir resim dolanıyordu, odada çerçöpten oturacak yer kalmamış. Tamam dedim kesin Kore evi bu. Çünkü televizyon da bilgisayar da diz hizasındaki kısa mobilyalara konmuş. Bir de kenarda bir yerde vantilatör çalışıyordu 🙂 Dikkatle bakınca arada bir pilav makinası gözüküyordu..

Bazen de titizlikleri beni ağlamaklı yapıyor, sevinçten. Çocuklar okullarda el işi, resim, boya gibi pis işlere bulaşacaklarsa asla kollarını sıvamıyorlar. Önlük yanında mutlaka kolluk da takıyorlar. O kollukları da seviyorum.

©     Karaoke

Bu insanlar karaoke yaparken kendilerinden geçiyorlar. En ciddisi bile bir bakıyorsun karaoke sevdalısı olabiliyor. Karaoke bar’ları var. Paranı ödeyip bir oda tutuyorsun. İster kendin, ister arkadaşlarınla topluca. Kapını kapayıp istediğin çılgınlıkta tam gaz kafa dağıtıyorsun. Şarkı söylemekle kalmayıp dans da ediyorlar, hepsi karaoke ustası.

©     Ayıcık aşkı

“Cici şeyler” başlığı altında toplayabileceğiniz her şeye karşı özel bir ilgileri var. Sağa baksan ayıcık, sola baksan domuzcuk, aşağısı –cık, yukarısı –cık.

 

©      İnsani yön

 

Sanırım en sevdiğim özellikleri bu. Yeni nesilleri gittikçe maddeye kaymalarına, kızlı oğlanlı nasıl 15 yaşından itibaren popçu olunur, hangi lise müzik grubuna girilir, kendi fotoğrafımı nasıl daha güzel çekerim, bunun derdine düşmelerine rağmen. Aslen inanılmaz misafirperverler. Kendileri yemez misafirlerini yedirip izlerler. Aceleci tavırları, sürekli “Hadi, hadi” “Daha hızlı, daha hızlı” diye birbirlerini telaşlandırmaları, her şey hemen olsun isteyen sabırsızlıkları had safhada. Bu nedenle malumunuz Kore’de teslimat, motosikletli kuryeler almış başını gitmiş. Her şey yarım saate evinize ulaşıyormuş.

Asıl bahsetmek istediğim şey çok sıcakkanlı oluşları. Kinci gözükmelerine, zırt pırtsarılmamalarına, muck muck öpüşüp koklaşmamalarına rağmen meğer o kadar sıcaklarmış ki insan gördükçe şaşırıyor. Yapılan iyiliğe minnettar kalmasını biliyorlar. Adamların düsturu: “Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde”. Çok da duygusallar. İnsanı hüngür hüngür ağlatıyorlar. Nasıl oluyor anlamıyorum ama savaş filmlerinde bile sapına kadar ağlak bir moda girebiliyorsunuz. Çok tahmin edilemezler. Ciddi tabuları var, ama bunlarla dalga geçmeye bayılıyorlar.

Bana öyle geliyor ki değerlerini acilen korumayı başarmalılar, yoksa kültürlerinin yozlaşması an meselesi. Haberleri yok.

 

 

 

Diğer Akla Gelenler

K-pop: Tüm şarkıcılar güzel “sıfır” beden kızlar, kas yapmış çıtır oğlanlardan ibaret. İnanın o çocuklara içim acıyor. Çok yazık çok. Popüler kültür eritip bitirmiş tüm Kore gençliğini. Öyle gözüküyor ki içlerinden adam olacak az. Hepsi boş bakıyor. Big Bang, 2AM, 2PM (tövbe tövbee), SS501, Super Junior, K-ara, T-ara, Big Bang, Wonder Girls, Girls Generation.. Benim şimdilik hatırladıklarım bunlar. Nereye adım atsan yeni kurulmuş, liseli veletler topluluğu kıvamındaki gruplara rast geliyorsun. İlk başta hoşlardı ama artık kabak tadı verdi. Hepsi aynı gözüküyor.

Böyle düşünen tek ben de değilim, Kore’deki yabancı insanların çoğu aynı fikirde, birinebakabilirsiniz. Güldüm, ne diyeyim.

Bir tek Rain’e lafım yok, hahah. O kendini, kıyafetlerini parçalamaya devam edebilir!

Soju: Kafayı bu içkiyle bozmuş durumdalar. Bizdeki rakı gibi, ama çok daha yaygın. “One shot” çılgınlığı, minik bardakları ve tüm mahallelerde gecenin bir yarısına kadar açık olan içme çadırları ile bildiğin alkolik hepsi.

Budizm ve mimari: Kore ile haşır neşir olmadan önce bana onları çağrıştıran ilk şey tapınaklarıydı. Onlara özgü yapılar, dolayısıyla hala hoşuma gidiyor. Hele o ucu kıvrık çatılar yok mu..

 

Tekvando: Bizde güreş neyse adamlarda tekvando o. Milli spor.

Yönetmenler: En meşhur 2 yönetmenleri olan Park Chan-wook ile Kim Ki-duk, Kore’nin tanınmasında da oldukça önemli bir paya ve tutkulu bir fan kitlesine sahipler.

Kuzey-güney savaşı: En önemsedikleri şeylerden biri de bu. Adamlarıntüm şarkı ve  marşlarında “pis komünistler”, “güney hep iyidir” gibi sözler duymak mümkün. 10 filmden 1’i kuzey-güney savaşı üzerine. Bu gergin ortam çözülene kadar da böyle gider herhalde. Sağdaki resimde elektrik kullanımını görüyorsunuz. Güney ışıl ışıl, hele Seul nasıl parlıyor. Bir de kuzeye bakın..

Güzel kızlar: Kore’nin meşhur olan şeylerinden biri de kızları. Gel gör ki güzel görünme merakı sarmış hepsini. Bir Uzakdoğulu vatandaş Kore’ye gitmiş uçakla, ilk gördüğü kız için diyor ki: “Aklıma gelen ilk şey ‘plastik’ oldu.” Çünkü elemanların tümü bir elden geçmiş, estetik manyağı olmuşlar. Kadınların yarısının bu illete bir ucundan bulaştığını söylüyorlardı bir filmde.

 

İngilizce merakı: Korelilerde bizden çok Amerika merakı var. Her yönden özenti bir ülke olma yolunda emin adımlarla ilerliyorlar. Tüm cümlelerinin içinde bir İngilizce kelime söylemeseler olmaz. Sanki çok düzgün konuşabiliyorlarmış gibi. s’yi ş olarak söylüyorlar bir tek o unutturuyor kızgınlığımı: takşi, sekşi..

 

Oppalar: Şimdi okuyanlar ama Kore deyince aklımıza ilk x oppam geliyor, y acuşi de favorim diyebilirler. Onları da anmadan olmaz. So Ji-sub’u mu desem, Gong Yoo’nun başı çoktan bağlı. Song Il-gook Türkiye’de de pek meşhur oldu. Bendeniz Won Bin’i pas geçmeyin diyorum. Rain, Daniel Henney, Lee Dong-wook, Kim Hyun-joong (bu da bayağı eğlenceli biriymiş, bir Andrea Kim taklidi yapıyor ki herkes gülmekten yerlere yuvarlanıyor), Cha Tae-hyun, Joo Ji-hoon, Lee Byung-hun, Kim Rae-won  vs diye uzar gider bu şahıslar. (Amacım bunları listelemek olmadığı için burada kesiyorum) Aşağıda Kim Nam-gil’i bir sel-ca uğraşı içinde görüyoruz. Bizde kızlar uğraşır böyle işlerle ama işte.. (Sel-ca, self camera’nın kısaltması, bu terimi Kore magazin sayfalarında bolca görebilirsiniz. Aklıma gelmişken; fotoğraf çekilirken kimçiii demelisiniz!)

 

 

Agaşiler: Bence bayanları erkeklerinden daha hoş. Bir de bu estetik furyasından bir önceki nesil oldukları için, oyunculuklarıyla da gönlümüzü fethettikleri için onlara ekstra aferin. Lee Young-ae ile başlayalım anmaya, benden başka ne bekliyordunuz ki? Bir de Lee Da-hae var ki bu kadına bayılıyorum. Gerçek hayatta o kadar espritüel ki. İzlemediyseniz Chuno ekibinin KBS’deki Happy Together programına çıktıkları videoları izleyin. LDH’nin kıvırtışı on numara. Sonra taklit yeteneği dillere destan, herkesi güldürüyor. Çok da kolay arkadaş oluyormuş. O kadar akıcı ve eğlenceli anlatıyor ki, sabahtan akşama dinleyebilirim anlattığı şeyleri. Shin Min-ah, Song Hye-kyo, Kang Hye-jeong, Jeon Ji-hyun, Moon Geon-young, Son Ye-jin, Kim Tae-hee, Yoon Eun-hye  benim de sevdiğim bayan oyuncular. 

 

 

Elzem not: Bu yazının Kore’ye gitmemiş biri tarafından yazıldığını göz önünde bulundurun!  Hatalarım affola ve düzeltile!

korece öğreniyoruzzzzzzzz

22 Eyl

Normalde Korece birşey yazıldığını gördüğümde direk Google Translate’den çeviriyordum, ama resimlerin üzerinde yazılı şeyleri kopyalamıyorsunuz ve bu da çok canımı sıkıyordu. Sonra dedim benim neyim eksik, kolayca öğrenebilirim. Ve oturdum, 15 dakikada Kore harflerinin %80’ini okuyup yazabiliyordum. Çünkü Korece dünyanın en basit dillerinden biriymiş. O haftayı Korece öğrenmeye adadım, aslında bilinçli olmadı, sadece başından kalkamadım. O kadar keyifliydi ki..

Bildiklerimden size de bir bukle sunayım istiyorum, eğlenceli bir yazı olacağını ümit ediyorum. Yazıyı bitirdiğinizde Annyeonghaseyo, Kamsahamnida, Oppa, Agaşi gibi kelimeleri okuyor olabilmek hedefimiz. (Son ikisini çocukları kandırmak için verilen şeker niyetine)

Daha önce eymasar’ın koreceyle ilgili yazılarının olduğunu hatırlıyorum. Ama zor gelmişti, atlamıştım, itiraf ediyorum 🙂 O yüzden söz kısa keseceğim. Oturup korece öğretecek halim yok, kendim doğru dürüst bilmezken hele. Sadece birkaç alıştırma yapacağız.

HANGUL Kore alfabesi demek. Korece de bizimki gibi harfler/semboller ünlüler ve ünsüzler diye ayrılıyor. Birkaç ünlü ya da ses sembolü öğrendiğinizde aslında diğerleri birbirinin varyasyonu olduğu için kolayca akılda kalıyor. Çok ezberlemeniz gereken bir durum yok yani.

(İlk olarak, eğer Korece karakterler bilgisayarınızda yüklü değilse, kare kare ya da daha saçma şekillerde gözüküyorlarsa, dil programınızı yüklemeniz gerekli.)

(Bu Korece karakterleri görebilmek içindi, zaten görüyor bir de yazayım diyorsanız Denetim Masası-> Bölge ve Dil Seçenekleri –>Klavyeler ve Diller –>Klavye Değiştir’den Korece’yi seçip uygula dedikten sonra alt çubuktaki sağdaki Tr seçeneğini Ko olarak değiştirin)

Ben klavyemin üzerine tuşa basınca çıkan sembolleri yapıştırdım, kullanması çok kolay oldu 🙂 (Korece klavye stickerları da varmış ama ben kendim yaptım, çok komik ve harika gözüküyorlar, belki sonra fotoğrafını çekerim.)

Korean Sticker

 

Basit birkaç örnekle başlayalım:

: Bu “N” harfinin sembolü. Bu sembolü seviyorum, aslında tüm Korece sembollere bayılıyorum, geometrik şekiller, basitler, ama bir araya geldiklerinde süper gözüküyorlar.

: Bu da “E” harfi oluyor.

İkisini birleştirerek bir hece yapalım:  + =  . Oldu mu size NE. Biliyorsunuz, “ne” Korece’de “evet” demek.. İlk kelimemizi öğrendik, yihuuu. Hepinizi başınızı sallayarak neeee derken duymayı isterdim..

Yani Korece’de 2 ya da 3 (nadiren daha çok) sembolü birleştirerek bir hece yapıyoruz. Çeşitli sayılardaki heceler birleşince de kelimeler… Ay niye tanıdık geldi, hahaha.

Artık bir üst aşamaya çıkıp daha özel şeyler öğrenebiliriz:

Size Korece öğrettiğim için bana çok minnettarsınız, hemen teşekkürlerinizi sunabilmeniz lazım. TEŞEKKÜRLER kelimesini öğrenelim o halde.(Ne bencilim)

: Bu “G/K” harfi oluyor. Tanıdık geldi değil mi. N’nin tepetaklak olmuş hali. O yüzden ben ara sıra karıştırırım kendilerini 🙂 Eğer kelimenin başına geliyorsa G, sonuna geliyorsa K oluyor. (Aslında baştaki G’ler de kulağa K gibi geldiği için sorun yok. Aslen hafifçe söylenen bir harf)

: Bu da “A”. Sonunda bizim ilk harfimizle tanışabildik. Ünlü harfler temelde dikey ya da yatay çizgi şeklindeler.. Ünlü harf dikey olduğu zaman yukardaki”NE” öğrendiğinde gördüğümüz gibi ünsüzün yanına bitiştiriyoruz.

: Veeee “M” harfi. Yav bayılıyorum şu sembole, M harfine değil ama şu kare, yazarken de okurken de gözüme o kadar şirin gözüküyor ki.. , kafayı yedim 🙂

Birleştiriyoruz.. ㄱ++= Ahan da “GAM” hecesi oldu. 3. harfi “GA”nın yanında değil altına yerleştiriyoruz.. Yani 3. sembol her zaman en alt satıra yazılır. Ben yazarken her heceyi bir karenin içine sığdırmam gerekiyormuş gibi düşünüyorum, öyle çok kolay oluyor.

: “S” harfi. Ama eğer hece sonundaysa “T” oluyor. Yani “S/T” diyebiliriz.

 “SA”

: “H” harfi. Şeklini en ilginç bulduğum harf. Ben yazarken en üstteki kısa çizgi yerine nokta yapıyorum. Çok mu yanlış yapıyorum bilmiyorum ama öyle daha çok hoşuma gidiyor. Alfabeyi de yeri gelir kendime uydururum yani.

: “B/P” harfi. Artık alıştınız. Hece başında B, hece sonunda P..

++ “HAP” oluyor.  Buraya daha sonra değineceğim. Devam..

: Tanıtmaktan onur duyacağım bu harf: “İ”. Ne kadar muazzam değil mi, o sadelik şıklık kalite. Başı yukarda dimdirek bir selam çakıyor sanki..

+= “Nİ” de oldu.

: Çok şirin bir başka harf “D/T” Yandan biraz yuvarlatsak bizim D olacakmış zaten 🙂

+= “DA” oldu..

Hepsini birleştirirsek 감사합니다 oluyor: GAMSAHAPNİDA. İşteeee burada zokayı yutuyoruz.. Korece’yi yeni öğrenenlerin yaptıkları en büyük hata bu. Sembolleri öğrenip ben Korece’yi söktüm diyorlar. Mesela ben, ahhaha. Neyse yani diyeceğim o ki: Tamam dile basit dedik eyvallah da hiç de kuralı olmasın mı şu dilin. Söylemesi daha kolay olsun diye ağzınızın aynı şekilde olduğu ama farklı ve akıcı bir sese dönüşüyor: GAMSAHAMNİDA. Sırasıyla sesli olarak gamsahapnida ve gamsahamnida derseniz ne  demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Velhasıl N’den önce gelen B olur size M.. Tamamen konuşmanın akıcılığı için yapılmış bir manevra..

Şimdi aşk ile ve şevk ile okuyoruz:

감사합니다: GAMSAHAMNİDA…

Bana teşekkür etmek isteyenler yorumunun sonunda  감사합니다 yazabilir. Direk kopyalayabilirsiniz, en azından doğru kelimeyi okuyup anladığınızı görerek sevinebilirim.. Aferin bunusevdim, öğretmen oldun!

 

Burada biraz soluklanıp bireysel çalışma moduna geçiyoruz. Ben bu şekilde birkaç örnek inceledikten sonra 15 dakika alttaki tabloya çalışmıştım, okudum, yazdım.. Ve baktım ki öğrenivermişim.

hangul 

Size en başta söylemiştim, temel sembolleri öğrendikten sonra diğerleri onların varyasyonu oluyor. Mesela ünlülere bakalım; “a” sembolübuyken, buna bir yatay çizgi ekleyince  bu da “ya” oldu. v’li olanlarda da benzerlikleri farkedeceksiniz, ama onlar biraz daha komplike, ileri aşamalarda öğrenirsiniz zaten. 

 

Madem buraya kadar geldiniz, bir şıklık yaparak size OPPA’yı öğreteceğim. Sıkı durun, hieyt..

 : Bu ilk hecemiz olan “O”nun yazılışı. Niye direk ㅗ yazmıyoruz: Çünkü Korece’de ünlü bir hece ünlü harfle başlayamaz. Ondan önce okurken etkisiz eleman olan ünsüzünü koyuyoruz. Aslında kendisi hecenin sonunda “n(g)” şeklinde okunurken (g’si varla yok arası okunur) hecenin başında okunmuyor, sadece ünlü harfe refakat ediyor 🙂

 : Bu da ikinci hecemiz ppa, yani kuvvetli Pa. 

오 빠 =   오빠 Yani “O-PPA” oldu. (Kızların samimi oldukları oğlanlara hitap şekli, samimi olmadıklarına Acuşi/Ajoşi diyorlar, onu da başka zaman yazarız)

 

Bir de baylar için AGAŞİ yani genç bayan anlamına gelen hitap şeklini gösterelim:

아가씨 –> Öyle sanıyorum ki hemen okudunuz 🙂

 

Gelelim yabancıların her zaman okumayı ve yazmayı ilk öğrendikleri kelimeye:

AN-NYEONG-HA-SE-YO. Yani “MERHABA”

안 : Hecelerin ünsüz harfle başlaması gerektiği için etkisiz eleman olan ㅇ ile başladık. 

(a)+ ㄴ(n)= 안 “AN”

(n) +(yo) +(n(g)) =  “YONG”

(h)+(a) =  “HA”

(s)+(e)=   “SE”

(yo) =  요 “YO” ..Ünlü harfle başlayan heceler ng ile başladığı için..

Şimdi okuyoruz:

 +  +  +  + 요 =  안녕하세요 “ANNYON(G)HASEYO”

 

Bugünlük bu kadar.. Kore’den ve dünyadan ilginç bilgilerle devam edeceğim canım. Beni izlemeye devam edin. 안녕!!

Korece’yi seviyorum, çok eğlenceli.. 한국어는 재미있어요 !!

my girl friend is a Guminho

22 Eyl

My_Girlfriend_is_a_Nine-Tailed_Fox Gumiho poster

Normalde romantik komedilerde başroldeki erkek hayvan gibi davranır, türlü gurur oyunlarıyla seyirciyi gıcık eder. Ama bu dizide aksine başroldeki kız tam bir hayvan! Cidden!

“My Girlfriend is a Gumiho”nun bu senenin yeni ve şeker romantik komedilerinden olduğu malumunuz. Herkesler yazdı çizdi ama ben de benim de blog arşivimde aynı şekerlikte bir Gumiho yazısı olsun istediğim için yazıyı yazıyorum.

Gumiho, yani dokuz kuyruklu tilki, efsanevi bir yaratık. Aslında bir resimde kuyruksuz olarak bir tapınağa hapsedilmiştir. Ancak kendini bilmez korkak bir oğlan Gumiho’nun sesinden tırsıp kuyruksuz tilki resmine 9 kuyruğu çizince tilkimiz serbest kalıveriiir. Oradan korkarak bir hışımla kaçan oğlan ormanda yaralanınca gumiho kıyamayarak oğlana değerli tohumunu/gücünü verir ve onu hayata döndürür. Gel gör ki, bu tohumdan çok uzakta kalamayacağı için oğlana resmen musallat olur.

Bir tarafta bir gumihoyu ölümüne beslemek zorunda olan şaşkın oğlan, diğer tarafta insan gibi görünmeye çalışan şirin ve oğlandan daha şaşkın olan perilerden güzel (!) gumihomuz.. Gumiho onu yiyecek diye oğlanın ödü kopuyor. Gumiho da bilinçsiz de olsa oğlanın ona verdiği kırmızı kareli gömleği üstünden hiç çıkarmıyor. Böyle sevimli şeyler işte.

gumiho

Şimdiye kadar bahsettiklerim kulağa (ya da göze) çok bilimkurgu gibi gelse de aslında çok az miktarda bu tarz öge var. Şahsen bilimkurgudan nefret ederim; yaratıklar, gerçeküstü varlıklar, ruhlar, vampirler falan bir filmde en görmek istemediğim elemanlardır. Ama bu filmde bahsedilen gumiho karakteri zaten insan olmaya çalışan bir tilki olduğu için, neredeyse tüm insani vasıflara sahip. Sahip olmadıklarını da zamanla etrafından öğreniyor hahah.. Dolayısıyla işin sci-fi yönü tamamen şirin esprilere zemin hazırlama görevi üstleniyor.. Ki buna bayıldım.

Bir de dizi çok içtendi. Yani daha en baştan “et parası” terimiyle beni kendine bağladı. Başka bir örnek, alışveriş marketlerindeki ürün tanıtım stantlarıyla alakalıydı. Beş parasız olan oğlan tilki kızımıza et yedirmek zorunda olduğu için çareyi bu beleş ürünlerde bulmuştu. Kız markette bir o ızgaranın başında, bir diğerinde koşuşturup etleri lüpletirken aklıma çocukluğum geldi. Ne yalan söyleyeyim çocukken biz de aynı şeyi yapardık. Hatta hafta sonları büyük marketlere gidince ilk iş o stantlardan açmışlar mı diye her yeri turlardık. Hahahah. Dizide, dünyanın öteki ucundaki Kore’nin bir marketinde aynı manzarayı görmek beni hayli güldürdü.

Hatta gumiho kız beleş etleri mideye yollarken, oğlan da beleş bakım malzemeleri ve parfümlerden istifade etti. Hahahah.

Yani izlemenizi tavsiye ediyorum, online izleyebilirsiniz. Güzel vakit geçireceğinize garanti veriyorum. Hatta indirin, hatta ve hatta alt yazı da withs2’den gelsin. Mutlu mutlu sırıtarak, bir yandan etler için ağzınız sulanarak Gumiho’nun bir sonraki bölümünü benim gibi iple çekin.

Son olarak HOY HOY!!

 gumpost

Oyuncular

Shin Min-ah: Gu Mi-ho rolünde

Lee Seung-ki: Tatlı oğlan Cha Dae-woong rolünde. İlk defa izledim. Şimdi Brilliant Legacy’i inanılmaz izleyesim geldi..

Ya bir de şu oğlanın gıcık noonasını bir yerlerden hatırlıyorum diyordum, meğer Muhteşem Kraliçe’nin Maya’sı vardı ya, Dokman’ın annesi, işte onun gençliğini oynayan kızmış. Dokman’ın annesini oynayan kadın da burada hala rolündeydi. Onu Düşlerimin Prensi’nde de ciddi anne rolünde görmüştük. Doğrusu böylesine geyik bir rolün üstesinden gelebileceğini düşünmezdim hiç.

“İzleyenler için” Bölümü= SPOİLER

Şimdi ben 10-16. bölümler arası yazmak istediğim şeyleri nereye yazsam diye hep tedirgin oluyorum. Yukarı yazamam, orası hiç izlememiş olanların da okuduğu bir yer. Sevdiğim bölümlerin de hatta özellikle son maddelerini insanların okuduğu izlenimini edindim.  Dolayısıyla spoiler koklatacağım bölümü burası-yazının tam ortası heheh- olarak seçtim. Evet, koklatacağım sadece, açıkça söylemem.

12. bölümün Kore dizilerindeki eşsiz yerinden bahsetmiştim, hatırlarsınız. Bu bölümün kavuşması 11. bölümde olsa da ne yalan söyleyeyim orada pek hissedemedim bu duyguyu. Çünkü malak bir şekilde kendimi oranın bir rüya olduğuna inandırmıştım, nereden bilecektim şak diye kavuşacaklarını. Koreliler böyle işte, ayırmak için o kadar uğraş, sonra löp diye kucak kucağa olsunlar. Neyse işte, rüya olmadığını anladığımda çoktan bölüm bitmiş ve o kavuşmanın büyüsünü yaşayamadım.

Ama o 12. bölüm yok mu!!  O kadar güldüm ki. Durdurdum videoyu “puhahaha” mı desem “muhahah” mı desem. Az gelir hepsi. Şu “cakcigi” ya da namı diğer “çiftleşme” muhabbetine zaten bayılıyordum. Bir de kızımız ve oğlumuz ciddi anlamda bu işi masaya yatırınca güldüm ölmekten.

Her bebek için bir üst level’a geçmece, Mario müzikleri falan, hoi hoi, hahahahah.tilki kız

  • 9 kuyruklu tilkimizin 9 özelliği: Eşsiz/özel, güç, dürüstlük, cesaret, kendine güven, Dae-woong’la ilgilenmesi, sinirlilik, inanç/güven, Dae-woong’un ondan çok çok çok hoşlanıyor oluşu. (Nomu, nomu nomu nomu nomu nomu nomu nomu..)

Her neyse, sonuçta klasik 16 bölümlük tüm Kore dizilerimizde olduğu gibi bunda da 11-12. bölümlerde aşklarını itiraf edip 14. bölümün sonunda ayrıldılar ve sonra yine oldukça klasik olarak üstünden bir zaman geçtikten sonra karakterlerimiz ne haldelermiş onu gördük..

Ekstra olarak bu dizide bol bol gülmece var. En tahmin edilemez anda kahkahalara boğulabilirsiniz, tam etraf ciddileşmiş, siz gidişata kendinizi kaptırmışken bir espri patlatıyorlar ki sorma gitsin. Mesela Dae-woong’un arkadaşları oğlanın düğünü nasıl bozacağını hayal ediyorlar..  “Ama unni tahmin edilemez hatta hayal bile edilemez demişti!” İşte sonucu aşağıdaki resim 🙂

hayal edilemez sahne

Sonra ne? “Üçümüz kardeşiz”. Muhahahha. Türk filmlerinde bile bu kadar yoğun entrika olmuyor e be dostlar.

  • Dizinin en acıklı bölümü: “Niye kuyruklarını benden saklıyorsun?” Hahahhahahh

Ama artık sonlara doğru dedim ki, Dong-ju öğretmen kesin kızla oğlanın arasını yapacak. Zaten belliydi, aynı olayları yaşata yaşata bir hal oldular adama. Ama Kig-dal mıdır Gal-dil midir ne karın ağrısıymış.

Bir de halmoniyi de gördük, yihu. Resimden kayboluverdi, çok şirindi.

halmoni

Sevdiğim Bölümler

  • Gumiho’nun insan adının Mi-ho oluşu. Woong arkadaşına kızın bir gumiho olduğunu söylememeliydi. Bu yüzden soyadı Gu adı Mi-ho oluverdi spontan olarak.
  • Kore’de tilki yağmuru derlermiş yaz yağmurları için. Kız ağlayınca yağmur yağmasına bayıldım. Ama daha çok oğlanın kızın ağladığını anlayıp rahatsız hissetmesi güzeldi.  Tabii sonlara doğru o yağmurlar size daha farklı duygular da yaşatıyor. O insanı seviyorsan ve o insan ağlıyorsa ne yaparsın? Dizinin başında ve sonunda bu soruya farklı cevaplar var, ama her haliyle tatmin olduk dimi 🙂
  • Yönetmenin duvarı deviren çişi !!
  • “Çiftleşmek” (cakcigi gibi bir korece telaffuzu var, hahah)

cakcigi hazırlığı

  • Yönetmenin ağzındaki kibrit.. Hiç böylesini görmemiştim. Zaten teşhirci gibi giyinmesine hiçbir şey söyleyemiyorum. 

  yönetmen 3yönetmen 4

  • Oğlanın gumiho’ya insan gibi davranmadığı anlar, harika. Mesela kıza elini ver diyor aynı köpeğe denilen gibi. Verince de başını okşayıp aferin kızım diyor, hahah. Ama kız da oğlanı az elinde oynatmadı yiyeceğim diye.

gumihonun kuyruklarıbu suratsız kim

  • Durumu anlamaya çalışan kafası karışık yönetmen

yönetmen 1yönetmen 2

  • Saçma sapan yönetmen hallerinden diğeri, ama buna bayağı güldüm.

teşhirci yönetmen

  • “Dong-ju öğretmen sıradan bir etse, sen benim için bifteksin.” Mi-ho oğlanı önemsediğini böyle anlatıyordu.
  • Telefonun zili nasıl “Et seviyorum” diye çalabilir.. Bu nasıl bir süprizdir, aman yarabbim.
  • Yine sauna! Yine koç başı! Artık biliyorsunuz nasıl yapıldığını 🙂

koç başı

  • Gumiho’nun aşkı

cakcigi olmadı, derdimize yanalımçuhanın ne yoçiiiii

Bu dizide de “Can mı canan mı?” sorusuna cevap aradık. Ve orta yolda buluşmaya karar verdik, hahahha. Bakalım siz hangisini tercih edeceksiniz?

En En En En Sevdiğim Bölüm

  • Hediye tavuk butuuuuuu!!!! Ben de istiyorum ondan.

 

Son söz olarak, ey bu diziyi hala izlememiş Kore sever arkadaş! Et aşığı bir tilki kız ile ortalama bir kızdan çok renkli bileklik takan aklı bir karış havada oğlanın hikayesi iyi gelir, izle bak.

 

 

 

soooonn

sevdiğim replikler :))

22 Eyl

Hotaru no Hikari-posterTam ağzıma layık bir Japon dizisiydi. Bundan sonra Kore dizilerini bırakıp Japon dizilerine başlama kararı alacaktım az daha. Düşünün, benim gibi Kore fanatiği bir insan bile bu kadar sevdiyse diğer insanları düşünemiyorum bile. O yüzden henüz izlememiş olan azınlığa hitap ediyorum: Ey ahali! Mutlaka izleyin bu diziyi!

Bir kere her şeyden önemlisi bölüm boyunca hiç sıkılmıyorsunuz, ilgiyi hep üst seviyede tutuyorlar, tam tempo düşecek gibi olunca (maksimum 1 dakika), hooop bir espri ile muhahahh moduna devam ediliyor. Zaten dizinin baş karakteri olan Hotaru çok sevimli, çok kawaii bir tip 🙂 İşin en güzeli dizideki tek anormal insanın Hotaru olması. İşte benim Hana Kimi’de çektiğim sıkıntı buydu. Orada başroldeki kızla oğlan normal, geri kalan herkes Nakatsu dahil anormaldi. Yani dizide onlarca Hotaru varken başta hahaha hehehe gidiyor ama bir yerden sonra o kadar cıvımıştı ki, cılk olmuştu benim için. Oysa Hotaru no Hikari, tek a-acayip Hotaru’su ile gönlümde tahtını kurdu.

Zaten epi topu 10 bölüm yav. Şu Japonlar işi tadında bırakmasını ne kadar iyi biliyorlar. Bölümler de öyle upuzun değil, direk 45 dakika civarı. Yani bu dizimiz bir içimlik su misali. Kana kana içiyorsunuz sonra da daha da isterim daha da isterim diye mızıkçılık yaparken, Hotaru no Hikari 2. sezon size göz kırpıyor 😉 İlk defa bir dizinin final bölümünü izledikten hemen sonra 2. sezonun ilk bölümünü izledim. Süper bir hismiş, hahhah.

2. sezonun reytingleri daha yüksekmiş. İzlemeye başladım bile, eğer çok seversem burada bir kaç Hotaru no Hikari yazısı himono-otokodaha görebilirsiniz.

  • Himono-onna, evde pineklemekten hoşlanan iş kadını demek. Ama erkekler üzülmesin, himono-otoko da sizin için. Sağda yırtık pijamalar ve fıskiye tarzı saç stiliyle müdür kendini verandaya atmış.

Bu diziyi izleyen tüm kızları düşünmeye sevk eden konu: Ben de bir himono-onna mıyım? Aslında ben daha ilk bölümden öyle olduğuma karar vermiştim, pijama aşkım ve tembellik yapıp yuvarlanmayı diğer her şeye yeğlediğimi düşünerek. Ama Hotaru’nun farklı birkaç yönü vardı tabii, bir kere idrak kapasitesinde bir sorun vardı, bunu da himono-onna’lığa değil de dizinin animemsi havasına bağladım ben, hahhaahha. Bir de biz gazetenin altında uyumayız, o kadar da değil, değil mi 🙂

Konuyu anlatmayacağım, direk izlerseniz daha çok eğleneceksiniz. Buradan izlememiş olanları uğurluyoruz ve izleyenlerle devam ediyoruz. Türkçe altyazılı olarak her şeyi bulabileceğinizyeppudaa.com’da bu diziyi de bulabilirsiniz. Yağ çektim farkettiyseniz hahaahha, çünkü aylardır aradığım bir Japon filmi meğer yeppudaa’da varmış. Arigatooooo!

Oyuncular

Ayase Haruka: Hotaru rolünde (Hotaru ateşböceği demekmiş). Bu kızın çok enteresan bir güzelliği var. Himono-onna’lık bir insana o kadar mı yakışır. İşte tam bir iş kadını, yalnız düzgün giyinmesinin altında bir dergi yatıyormuş, her gün ne giyeceğini yazan. Sırrını öğrenmiş olduk 🙂 Evde ise tam bir tembel teneke. Asla iş yapmayan, her geçen gün büyüyen karmaşıklığın içinde işin tüm stresini atan bir kadın. Yok yooook, kadınlığı bile kurumuş, ahhahah.

Fujiki Naohito: Bu adam da sözde ciddi müdür ama Hotaru’yla kavga ederken, laf sokarken, esprinin alasını yapıyor. Onu “One Litre of Tears”da izledikten sonra böyle bir role yakışacağı hiç aklıma gelmezdi. Ama müdürü çok sevdim ben, samuray pijamalarına da bayıldım. Buchoooooouuu!

Hotaru’nun seven Teshima’yı seven Yuuka diye “takdir edilesi kız” vardı ya, neresi takdir edilesiydi? diye sormak istiyorum canı gönülden. Japon zevki bu mudur yani?

Neyse yan karakterleri şimdilik konuşmayalım, burada mis gibi ana karakterlerimiz dururken…

  tipitipler

Sevdiğim Bölümler

  • “Öyle bir günün gelme ihtimali gülmekten ölme ihtimalimden daha düşük.” Müdür, Hotaru’nun bir himono-onna olmaktan asla kurtulamayacağını düşünüyordu 🙂 Hele “Al sana”lardan bahsedemiciim, hhahahhaha.

al sana dostluğu

  • Müdürün Hotaru için düşünceleri: Yılan kadın, kaplumbağa kadın, tekerlek kadın, yüzsüz kadın, hahahahh. Ayrıca “Sen tam bir gerizekalısın” da demişti. Müdür cidden obsesiflik derecesinde düzenli bir insandı, onun gibi birine Hotaru gibi bir arkadaş şart zaten, dengelemesi açısından 🙂 Sabahları kuşların cıvıltısı ile uyanır, ama nolur nolmaz diye alarmı da kurulmuş olur, hahahah. Sakince kurutulmuş palamut doğrar… derken tekerlek kadın yuvarlanır, çok iyiydi çoook. “Etrafında yuvarlanarak bu kadar duyguyu ifade ettiğini kim düşünebilirdi?” hahahahha. Tam bana göre, tam.

 yaşasın arkadaşlık

  • Çopra balığı dansı?? Harikaydı, tam Hotaru’luk.
  • Hotaru’nun gorugorugorugoru diye diye yuvarlanışı, ahhahhah
  • Müdür yeri gelince Hotaru için ağlayacak bir omuzdu ama “Burnunu üstüme sürme” diye azarlayacak kadar da açık bir ilişkileri vardı hahahah. Müdür normalde Hotaru’nun üstünü gazete ile örterdi, ki zaten Hotaru da kendi üstünü gazete ile örterdi 🙂 Ama Teshima’yı eve getirdiği gece ilk defa Hotaru’yu kadın olarak görüp değer verdi ve üstüne normal bir yorgan koymuştu. Keşke müdür Hotaru’dan biraz hoşlanıyor tarzında bir şey sıkıştırmasaydılar araya…

şirin misin kız senmüdür bu oluyor

  • Cebinde kağıt mendil kalmış…

hotarunun iyiliği

  • “Kritik anlarda gücüm artıyor benim!”
  • Bir de fırlama bir teyze var, Yamada’ydı galiba adı. Herkes buna birşeyler danışıyor. İlk sorduğu soru “İşle mi ilgili, aşkla mı ilgili” Aşkla ilgili olanları yanıtlıyor ama her zaman aynı cevabı veriyor: “Aşk için doğru cevap yoktur, en doğrusu senin bulduğun cevaptır.” gibi bir şey.
  • Zavallı Teshima etrafındaki erkeklerden akıl vermelerini istiyordu: “Birden bire bana soyadımla Teshima diye hitap ediyor, önümde bir robot gibi etrafında yürüyor.” Ah Teshimacım, tuhaf olan kadınlar değil, sadece Hotaru!

sıkıntı büyük

  • Hotaru’nun haykırışı: “Yeni doğmuş gerizekalı bir çiftiz biiiz!” Hahahhahaha, videoyu durdurmak zorunda kaldım yine, gülmekten gözümün önünü görecek halde değildim çünkü 🙂
  • Müdür ve Hotaru arkadaşlığı kesinlikle muhteşemdi. Şu aşağıdaki resim mesela, bir aşk itirafı falan değil, gayet dostane bir sohbetti. Yakın gözlem, hakkaten yakın gözlemdi 🙂

hahaha hihoho arkadaşlığı

Bu Japon dizisini çok çok çok sevdim.